SÜTÜN BİLEŞENLERİ                                                              <<<< geri

Protein
Proteinler, besi elementlerinin en önemlilerinden biri, hatta başta gelenidir. Yunanca proteios-birinci derecede önemli (önde gelirim) alamına gelen protein, vücut dokularının yapısını ve esas unsurunu teşkil eder. Bu nedenle "proteinsiz hayat olmaz" sözü yerindedir. Karbonhidrat ve yağlar gibi daha ziyade kalori sağlayan besin maddeleri, proteinin yerini tutamaz. Yeni dokuların oluşumunda, onarımında ve faaliyetlerinde proteinlerin, alınmaları zorunludur. Hayvansal proteinler bitkisel proteinlerden daha kıymetlidir. Süt proteini bütün esansiyel amino asitlerini ihtiva etmektedir. İnek sütlerinde ortalama %3,1 oranında yer alır. Karbonhidrat - Süt şekeri
Sütün karbonhidratı süt şekeri olarak da adlandırılan laktozdur. Doğada yüksek oranda, yalnız sütte bulunur. Sütü meydana getiren su dışındaki bileşenlerin arasında miktar olarak en fazlası, yani %37,3'ü süt şekeridir. Süt şekeri gerek sütün ve gerekse süt mamüllerinin yapısında ve niteliğinde geniş ölçüde etkisi olan bir maddedir. Yoğurt, tereyağı ve peynir gibi süt mamüllerinin işlenmesinde süt şekerinin rolü vardır. Ayrıca çeşitli süt ürünlerinin renginde, besin değerinde, aromasında, hatta yapısında kendini hissettirir. Süt şekerinin aromadaki rolü de çeşitli yönlerden önemlidir. Bilindiği gibi laktoz taze süte tatlımsı bir aroma verir.
 

Süt yağı
Sütün yapısına giren en önemli maddelerden birisi süt yağı veya çoğu kez denildiği gibi süt lipidleridir. Sütte ortalama %3,2 oranında yer alan süt lipidleri süt ve mamüllerinin fiziksel niteliklerinde, aromalarında ve besin değerlerinde önemli olan maddelerdir. Süt, diğer hayvansal yağlara göre en düşük kolesterol oranına sahip bir yağdır. Yağsız süt mamüllerinde genellikle fiziksel kusurlar görülür. Bu kusurlar çoğu kez aşırı katılık, taneli veya su sızıntılı yapı şeklinde kendini belirtir. Halbuki yağ süt mamüllerinde bu özürleri hızla önler. Süt yağı aroma yönünden de diğer yağlarla kıyaslanamayacak bir üstünlük gösterir. Yalnız süt ve mamüllerinin değil, aynı zamanda diğer yağların hatta yiyeceklerin tat ve aromalarının iyileştirilmesinde süt lipidlerinin önemi büyüktür. Süt lipidlerinin besin değeri de diğer yağlardan üstündür. Yapısında bulunan A, D ve E gibi önemli vitaminlerin bulunması değerini daha da arttırır. Sütün bileşimi çeşitli etkenlere bağlı olarak değişiklik göstermekle birlikte, ortalama inek sütünün bileşiminde şunlar bulunur:

• Su                               % 87,30
• Mineral maddeler          %   0,75
• Protein                         %   3,40
• Laktoz                         %   4,70
• Yağ                             %   3,50
• Vitaminler                    %   0,35
 

Sütün bileşimini etkileyen faktörlerin en önemlileri ise şunlardır:
 

• Besleme
• İklim
• Hayvanın türü ve ırkı
• Hastalıklar
• Mevsimsel değişmeler
• Laktasyon dönemi
• Çevre faktörleri

           

SÜTÜN BESİN DEĞERİ

  Çok mükemmel bir gıda maddesi olan sütün besin değerini, bileşimine göre beş ana başlık altında toplayarak açıklayabiliriz.

Laktoz (Süt şekeri)
• Doğada yüksek oranda sadece sütte bulunan laktoz enerji sağlar.
• Sütte bulunan galaktoz, beyin ve sinir dokularının oluşumunda rol oynar.
• Laktozun hidrolizi sonucu oluşan laktik asit bağırsaklarda istenmeyen mikroorganizmaların gelişimini dolaylı olarak inhibe eder ve tipik barsak florasını geliştirici etki yapar.
• Laktoz vücudun kalsiyum ve fosfordan daha iyi yararlanmasını sağlar. Bu nedenle kemik ve diş oluşumunda, bebeklerin beslenmesinde önemli rol oynar.
• Laktoz enzimi yetersizliği nedeniyle laktoz intoleransı gösteren kişilerin süt yerine fermente süt ürünlerini tüketmeleri önerilmektedir.

Süt yağı
Dengeli beslenmede yeterli miktarda yağın gıdalarla birlikte alınması önemlidir.
• Süt yağı enerji kaynağıdır.
• Süt yağı, laktozun en iyi şekilde kullanımını ve vücudumuz için gerekli olan A, D, E, K vitaminlerinin taşınmasını sağlar.
• Süt yağındaki fosfolipitler, beyin ve sinir hücrelerinin hayati önem taşıyan kısımlarını oluşturur.
• Vücut için gerekli olan doymamış yağ asitlerini bünyesinde bulundurmasından dolayı süt yağının beslenmede önemli fonksiyonları bulunmaktadır.
• Çeşitli gıda maddelerinde bulunan kolestrol miktarına göre süt, sanıldığı kadar yüksek oranda kolestrol içermemektedir. 100 mililitre sütün içerdiği kolestrol miktarı sadece 12 gramdır.

Süt proteini
Vücudun yapı taşı olarak kabul edilen proteinlerin beslenmede önemli bir yeri bulunmaktadır.

• Süt proteininin biyolojik değeri bitkisel proteinlere göre daha yüksek olduğundan, vücut diğer proteinlere oranla süt proteininden daha iyi yararlanmaktadır.
• Süt proteini hücre ve dokuların oluşmasında önemli rol oynar.
• Süt proteini büyüme ve gelişmeyi sağlar.
• Süt proteini saç ve tırnakların oluşumunda büyük rol oynar.
• Süt proteini kasların kasılmasına yardımcı olur.
• Süt proteini vücutta ödem yapan sıvıların toplanmasını önler.
• Süt proteinlerinde büyük bir kısmı “esansiyel amino asit” olan yaklaşık 23 adet amino asit bulunmakta olup, bunların bir kısmı hayati önem taşımaktadır.

Mineral maddeler
İnsanların iyi bir şekilde beslenmesi için bütün minerallere ihtiyaçları vardır. Sütte bulunan başlıca mineraller fosfor ve kalsiyumdur.

• Kalsiyum özellikle çocukların kemik ve diş oluşumlarının tamamlanmasında büyük rol oynar.
• Kemik yoğunluğunun en üst noktaya ulaştığı 25-30 yaşlarına kadar alınan kalsiyum kemik yoğunluğunun artmasına neden olmaktadır. Bu yaşlardan sonra kemik yoğunluğu artmamakta ancak kalsiyum alımına düzenli olarak devam edildiğinde kemik yoğunluğundaki azalma yavaşlamakta veya gecikmektedir. Süt içmenin kemik yapısına olan olumlu etkisi en fazla çocukluk ve gençlik yıllarında görülmektedir. Bu dönemlerde yeterli süt tüketimi, dolayısıyla kalsiyum alımı, tüm yaşam boyunca kemik sağlığı için önemlidir.
• Kalsiyum ihtiyacı özellikle hamilelik ve emzirme döneminde de önemli olup, bu dönemlerde yetersiz kalsiyum alımı, ileri yaşlarda "osteomalacia" ve "osteoporosis" gibi kemik hastalıklarına yol açmaktadır.
• Sütte bulunan fosfor, kemik oluşumunda önemli rol oynamaktadır.

Vitaminler
Süt, beslenmemiz için gerekli olan, yağda ve suda eriyen vitaminlerin hepsini içermektedir.

• Özellikle zeka gelişiminde etkili olan, deri ve göz sağlığında gerekli B2 vitamini (rib oflavin) için süt en iyi kaynaktır.
• Vücudun ihtiyacı olan B12, A ve C vitaminleri süt içerek önemli ölçüde karşılanabilmektedir.
• Sütteki vitaminler hastalıklara karşı direnci arttırır.
• Sütteki vitaminler büyümeye yardım eder.

100 GRAM SÜT'ÜN ENERJİ VE BESİN DEĞERLERİ
                                             

 

  Yağlı Yarım Yağlı Yağsız
Su(g) 87.9 89.2 90.8
Enerji (kcal) 61 50 35
Protein (g) 3.3 3.3 3.4
Yağ (g) 3.3 1.9 0.2
Karbonhidrat (g) 4.7 4.8 4.9
Kül 0.7 0.7 0.8
Kalsiyum (mg) 119 122 123
Demir (mg) 0.1 0.1 0.0
Fosfor (mg) 93 95 101
Potasyum (mg) 152 154 166
Sodyum (mg) 49 50 52
Vit. A ve Karoten(IU) 126 205 204
Tiamin (mg) 0.04 0.04 0.04
Riboflavin (mg) 0.16 0.17 0.14
Niasin (mg) 0.1 0.1 0.1
Vit C. (mg) 1.0 1.0 1.0




SÜTÜN YARARLARI
• Kemik erimesini önler.
• Mikrobik enfeksiyonlara karşı etkilidir.;
• İshali tedavi eder
• Mide rahatsızlıklarını giderir.
• Sindirim sistemini düzene sokar.
• Ülseri önler.
• Beyne enerji verir.
• Diş çürüklerini önler.
• Kronik bronşiti önler.
• Tansiyonu düşürür.
• Yağsız süt, kolestrolü düşürür.
• Kanserin önlenmesine yardımcı olur.

SÜTÜN TARİHİ

5 bin yıldır süt içiyoruz
İnsanoğlu 5 bin yıldan beri süt içiyor. Bu konudaki ilk kayıtlar Dicle ve Fırat ırmakları arasında kurulmuş olan Sümer uygarlığının Ur kentinde bulunmuştur.
Bir yaşam mucizesi diye nitelenebilecek kadar büyük besin değerine sahip olan sütün insan yaşamındaki yeri, insanlık tarihi kadar eski. Milattan önce 26'ncı yüzyıla ait Babil kabartmalarında süt ve süt kesiği temalarının işlendiğini görüyoruz.

Yine milattan önce 8'inci yüzyılda Homeros'un yazılarında süt, süt kesiği ve peynirle ilgili anlatımlara rastlanır.
Keza İncil'de İbrahim peygamberin üç meleğe tatlı ve ekşi süt sunduğu anlatılır.

Yoğurdun atası
Kimi tarihçiler, mayalanmış sütü, yeni bir besin maddesi olarak ilk kez kullananların Orta Asyalı göçebeler olduğunu savunurken, diğerleri de aynı işlemin ilk kez Balkanlar'da ortaya çıktığını söylemektedirler. Milattan önce 4'üncü yüzyılda antik Trakya ahalisi, bugün yoğurt adıyla bildiğimiz, “prokiş” dedikleri bir çeşit ekşi süt üretiyorlardı.

İnsanlar sütü mayalamayı öğrendikten sonra sütü değişik işlemlere tabi tutmayı da keşfettiler. Sütü önce kaynatıyorlar, sonra da deri, tahta ya da toprak kapların içinde soğumaya bırakıyorlardı. Süt işleme tekniklerini bugünkü Rusya, Orta ve Doğu Avrupa'ya tanıtanlar da Moğollar, Persler ve Türkler ile birlikte diğer göçebe kavimler olmuştur. Aynı zamanda doğal iklim şartları hayvancılığın gelişmesini sağlamış, bu da süt üretimini büyük ölçüde artırmıştır.

3 bin yıldan fazla bir süreden beri evlerde üretilen süt ürünlerinin hazırlanış yöntemleri mitoloji, sihir ve bazı bilimsel verilere dayanmaktaydı. İnsanlar, sütün, hastalıkları iyileştirmek ya da yaşam süresini uzatmak gibi doğaüstü güçlere sahip olduğuna inanıyorlardı.

Pasteur'ün katkısı
19’uncu yüzyıl sonlarına dek sütün mayalanma işlemi konusunda bazı ilerlemeler kaydedildiyse de ancak 1860 yılında Fransız kimyager ve mikrobiyolog Louis Pasteur'ün bilimsel çalışmaları sayesinde sütün mayalanması ile ilgili sırlar açığa çıkmış oldu.
Louis Pasteur ve Alman fizikçi Robert Koch, mikroskobun da yardımıyla, pek çok patojen bakterinin varlığını ortaya çıkardılar. Artık kolera ya da diğer bulaşıcı hastalıkların önlenmesi mümkün olabilecekti.

Bu yeni buluşun ardından, eğitim görmüş kişiler, bulaşıcı hastalık korkusuyla sterilize edilmemiş hiçbir şeyi yemez-içmez olmuşlardı. O devirdeki hijyenik standartların düşüklüğü yüzünden insanlar, her türlü yiyecek maddesini kaynatmak zorunda kalıyorlardı. Pasteur, aralıksız sürdürdüğü çalışmaları sonucunda, bira ya da şarabın birkaç dakikalık bir süre içinde 60°C' ye kadar ısıtılması sonucunda hastalık yapıcı bakterilerin öldüğünü ve ürünün niteliğinden bir şey kaybetmediğini gördü.

Günümüzde başta süt ürünleri olmak üzere her türlü meyve suları, sebze konserveleri, şarap ve bira gibi içecek ve gıda maddelerine "pastörizasyon" adı verilen bu işlem uygulanabilmektedir. Pastörizasyon, süt yoluyla kolayca bulaşabilen difteri verem ve diğer hastalıkların önlenmesi için en sağlıklı yöntemlerden biridir.


SÜT ÜRÜNLERİ VE BRUSELLA

Süt; insan yaşamının her döneminde vücudun ihtiyacı olan besin öğelerini doğal olarak içermesi, kolay temin edilebilir ve ekonomik olması nedeniyle mutlaka tüketilmesi gereken değerli bir besin maddesidir.
Günde hiç olmazsa bir bardak süt içilmelidir. Bunun yanında peynir, yoğurt ve tereyağı gibi süt ürünleri tüketilmelidir. Gelişmiş ülkelerde insanlar günde iki bardak süt içerken, Ülkemizde haftada iki bardak süt içilmektedir.
Süt; içerdiği protein, yağ, karbonhidrat, mineral madde, vitamin, enzim, su gibi besin maddeleri ve büyüme için gerekli tamamlayıcı faktörleri ile insanlar için olduğu kadar ne yazık ki mikroorganizmalar için de vazgeçilmez bir besin kaynağıdır. Hijyenik şartlarda elde edilmeyen süt, özellikle içerdiği patojen mikroorganizmalar açısından sütün işlenmesinde veya uygun şartlarda elde edilmeyen süt ürünlerinin tüketilmesinden dolayı sağlık açısından risk oluşturmakta ve istenmeyen sağlık sorunlarının yaşanmasına neden olmaktadır.
Zararlı, hastalık yapan (patojen) mikroorganizmalar, süt ve süt ürünleri yoluyla nüfusun büyük bir bölümüne hızla yayılabileceği ve gerekli önlemler alınmadığı takdirde salgın hastalıklara yol açabileceği için özellikle insanlar açısından tehlikeli olarak düşünülmektedir. Bu nedenle, çok ciddi hastalıklara neden olan patojen mikroorganizmaların ve kimyasal kirleticilerin süt ve süt ürünleri yolu ile insanlara bulaşmasını önlemek gerekir.
Patojenler, gerek vücut içerisindeki faaliyetleri ile doğrudan, gerekse süt ve süt ürünleri içerisinde tüketim öncesinde toksin veya diğer zararlı maddeleri üretmek suretiyle dolaylı olarak insan sağlığını etkileyebilmektedir. Süt ve süt ürünleri, insanlar tarafından doğrudan veya enfekte olmuş kaplar, aletler, su gibi yollardan dolaylı kontamine olduğu taktirde çeşitli hastalıkları yayabilmektedir. Hastalıklı hayvanlardan elde edilen sütün tüketilmesi halinde, bir çok hayvan hastalığı insanlara bulaşabilmektedir. Yine hepimizin bildiği gibi süt ve süt ürünleri, hayvan ve tüketici arasındaki pazarlama zincirinin herhangi bir aşamasında kontamine olabilmektedir.
İnsanlara çiğ süt ve çiğ sütten elde edilen ürünlerin tüketilmesi yoluyla bulaşan brusella ciddi sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Hastalıklı hayvanlardan elde edilen sütler veya bu sütlerle yapılmış besinler, çiğ olarak tüketildiği veya yeterince pastörize veya sterilize edilmediği zaman ölümle sonuçlanabilecek çeşitli gıda zehirlenmelerine neden olabilmektedir. Bu nedenle, açıkta satılan süt ve süt ürünleri satın alınmamalı, pastörize veya sterilize edilmiş UHT sütler kullanılmalıdır.
Brusellozis, hayvanlardan yara, sıyrık ve mukoza membranları yoluyla bulaşmaktadır ve kuluçka süresi 3 haftadır. İnsanlarda ve sığırlarda görülen bir hastalık olup, genellikle hastalıklı hayvanların sütü ve sütten yapılmış besinlerden geçmektedir. Süt ve süt ürünlerinin pastörize edilerek kullanılması, bu mikroorganizmayı öldürdüğü için hastalığın önlenmesi için gereklidir.
 

Hastalığın belirtileri:
Düzenli olmayan sürekli ateş
Baş ağrısı, sırt, kas ve eklemlerde ağrı
Titreme, gece terlemesi
% 10-20 oranında karaciğer-dalak büyümesi

Risk altında olan bireyler:
Hayvancılıkla uğraşanlar
Taze peynir tüketenler
Çiğ veya yeterince pastörize edilmemiş süt ve süt ürünlerini tüketenler
Korunma yolları:
Çiğ sütün bruselle gibi patojenlerle kontamine olmasını engellemek bir hayli güçtür. Bu nedenle, süt ve süt ürünlerinde patojenleri kontrol etmenin en güvenli yolu, uygun ısıl işlemi uygulamak ve ardından süt ve süt ürünlerinin kontaminasyonunu engellemektir. Kontaminasyon sütün işlenmesi, süt ve süt ürünlerinin pazarlanması süreçlerinde her an meydana gelebilir. Ancak, günümüzde geliştirilen modern üretim ve işleme tekniklerinin yanı sıra, yeterli sağlık denetimi ve kalite kontrolü ile tüketicilere güvenli ve sağlıklı ürünler sunmak artık mümkündür. Sütün elde edilmesinden tüketime sunuluş aşamasına kadar uygun kontrol yapılmadığında, süt kaynaklı hastalıkların oluşma riski her zaman olacaktır.
Çiğ süt ve çiğ sütten elde edilen ürünler hem hayvanlar, hem de insanlar tarafından kontamine olabilmektedir. Çiğ sütün ve pastörize edildikten sonra ambalajlanmayan sütün kaynatılmadan tüketilmemesi gerekir.
Yoğurt gibi fermente süt ürünlerinin yüksek asiditesi, patojenik mikroorganizmaların büyük bölümünü öldürmekte veya en azından çoğalmalarını engellemektedir. Her ne kadar fermente sütler hastalık taşıyıcısı olma riskini azaltsa da, sütün ekşimesi güvenli olduğunu kesin garanti etmemektedir. Özellikle tüberküloz ve brusellaya neden olan bakteriler aside karşı çok dirençli olup, mayalı süt içerisinde bir hafta kadar canlılıklarını koruyabilmektedir.
Patojenlerin çoğu sütün içinde canlı kalabildikleri ve hatta salmonella, staphylococcus, coli ve streptococcus benzerleri süt içinde hızla çoğalabildikleri için, uzun süreli saklama aşamasında kaliteli olarak adlandırılan taze sütün uygun ısıl işlemden geçirilmeksizin içilmesi çok tehlikelidir.
Çiğ sütten üretilen peynir, çiğ sütte mevcut olan bütün patojenleri içerebilmektedir. Peynirin olgunlaştırılması patojenleri sayıca azaltsa da tüberküloz ve brusellaya neden olan mikroorganizmaların sporları tamamen yok edilemez. Aşırı tuzlama patojenleri önleyebilir ancak, staphylococcus salamura peynirde dahi çoğalabilmekte ve toksin üretebilmektedir. Bu nedenle, çiğ sütten elde edilen taze beyaz peynir özellikle sağlık açısından tehlikelidir.
Dondurmalar ve yenilebilir buzlu ürünler de patojen bakterilerin üremeleri bakımından ciddi bir tehlike kaynağıdır. Üretimde kullanılan alet ve ekipmanın uygun şekilde temizlenmemesi, gerekli ve yeterli önlemlerin alınmaması durumunda salgın hastalıklara neden olabilir. Özellikle salmonella kontaminasyonu bilinen en tehlikeli kontaminasyondur. Bu nedenle üretimden hemen sonra soğuk zincirin kırılmadan ürünün tüketiciye sunulması gerekmektedir.
Özellikle kırsal kesimde kişiler kendi ihtiyaçlarını karşılamak için elde ettikleri ya da satın aldıkları sütleri kaynatarak tüketmelidirler. Kaynatma sırasında süt karıştırılarak tencerenin her tarafının kaynama ısısından yararlanması ve zararlı mikroorganizmaların yok olması sağlanmalıdır. Kaynamaya başladıktan sonra süt kabarınca ateş hemen söndürülmemeli, güvenli olması için 5 dakika daha kaynatmaya devam edilmelidir. Daha uzun süre kaynatma ve karışık yönlerde karıştırma protein kaybına neden olmaktadır.
Sağlık sorunları yaşanmaması için kaliteli hammaddeden elde edilen süt ve süt ürünleri üretilmeli, uygun koşullarda tüketime sevk edilmeli, tüketim aşamasına kadar da uygun koşullarda muhafaza edilmelidir. Örneğin pastörize sütün soğuk zincir kırılmadan satış noktasında soğutucuya alınması ve özellikle cam ambalajda bulunan süt ve süt ürünlerinin güneş ışığından korunması gibi.

Kaynak: www.saglik.gov.tr


İNEK, KOYUN, VE KEÇİ SÜTÜ ARASINDAKİ FARKLAR


İnek Sütü

İnek sütünün bileşimi başta ırk olmak üzere çeşitli faktörlerin etkisi altında değişiklik göstermektedir. İnek sütünün kurumaddesi %10.5 - %14.5, yağ oranı %2.5 - %6, laktoz oranı %3,6 -%5,5, protein oranı %2,9 - %5 ve mineral madde oranı %0,6 - %0,9 arasında; bileşimine bağlı olarak asitliği 6,2 - 8,9 SH ve yoğunluğu 1,028 - 1,039g/ml arasında değişmektedir. İnek sütü bileşimindeki protein, laktoz ve yağ dışındaki maddeler miktar açısından önemli değildir.Ancak fonksiyonları açısından büyük önemi vardır.

Koyun Sütü



Koyun sütü; protein ,yağ ve mineral maddeler açısından zengindir. Bileşimindeki protein ve yağ oranının fazlalığı ile diğer sütlerden ayırt edilmektedir. Kurumadde oranı inek sütünden %50oranında daha fazla olup , yaklaşık %19 civarındadır. Bunun %6 - %8 'i süt yağı, %4 -%5'i kazein. %4,5 -%5'i laktoz, %0,5 -%1!i albumin ve %0,9 -%1'i tuzlardan meydana gelmektedir. Koyun sütünün titrasyon asitliği 8-12 SH ve yoğunluğu 1,030-1,045g/ml arasında değişmektedir.
Bileşimindeki proteinli maddelerin yaklaşık %80'i kazeinden oluştuğu için, kazeinli sütler gurubuna dahildir. Kurumaddesinin yüksek olması nedeniyle sahip olduğu kalori değeri de yüksektir. Rengi inek sütüne oranla daha beyazdır. Doğal asitliği daha yüksektir ve sonradan oluşan asitlik biraz yavaş gelişmektedir. Kendine özgü nispeten ağır bir tadı ve kokusu vardır. Bundan dolayı içme sütü için uygun değildir. Buna karşın kazein oranının yüksek olması nedeniyle peynir ve yoğurt üretiminde, yağ oranı yüksek olduğu için de tereyağı üretiminde tercih edilmektedir.
Koyun sütü yağının lesitin miktarı daha fazladır ve riboflavin açısından zengindir. İnek sütüne göre daha fazla miktarda amino asit içermektedir. C vitamini ve nikotinik asit açısından inek sütüne oranla daha fakirdir. Kurumadde ve yağ oranı daha yüksek olduğundan sindirimi inek sütüne göre daha güçtür.

Keçi Sütü



Bileşimindeki proteinli maddelerin yaklaşık %75'i kainden oluştuğu için, kazeinli sütler gurubuna dahildir. Karoten miktarı düşük olduğu için inek sütüne göre daha beyazdır. Keçi sütünün titrasyon asitliği 6,4 -10 SH ve yoğunluğu 1,028 -1,41 g/ml arasındadır. Keçi sütünün kurumaddesi %13 -%14 arasında değişir. Bunun %4,5'i yağ, %3,2'si protein, %4,1'i laktoz, %0,8'i mineral madde olarak bulunmaktadır. Keçi sütleri A vitamini bakımından diğer sütlere oranla 2-3 kat daha zengindir. Keçi sütünün yağ globül çapı küçük olduğundan yağının ayrılması zordur ve bu nedenle geç kaymak bağlamaktadır. Yağ globüllerinin küçük olması, yağ ve proteinin daha homojen bir dağılım göstermesi kolay sindirilmesine neden olur. Keçi sütü fazla miktarda fosfat içermektedir. Et ve balık yeme alışkanlığı olmayan kimselerde fosfat eksiğinin giderilmesinde keçi sütü iyi bir kaynaktır. Mide asitliğini kontrol altında tutması nedeniyle mide rahatsızlığı olan kimselerin keçi sütü içmeleri önerilmektedir. Keçi sütü başta B12 vitamini olmak üzere bazı vitaminler ile mangan ve demir bakımından fakirdir.

                                                                                    <<<<<   geri

                                    <  başa dönmek için tıklayın >

 

Sağlıklı Nesiller

TAMAL Süt ürünlerini Tercih Eder...

Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal,Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran,Tamal Ayran, Tamal Ayran, Tamal

 

                Ana sayfa    Ürünlerimiz   Fotoğraflar   Hakkımızda   İletişim